Koronavirüs Krizi kısa süre içinde yaşadığımız coğrafyanın ve dünyanın gündeminde ilk sıraya yerleşirken, virüsün insandan insana yayılma özelliği göz önüne alındığında gözler hapishanelere çevrildi. TC tarihinin “doluluk rekorunun” kırıldığı hapishaneler bu şartlarda, tehdidin kendisini en ciddi hissettirdiği mekanlar. Aslında devlet, halihazırda hak gasplarının ve ihlallerinin yaşandığı hapishanelerde bu koşulları tutsakların aleyhine fırsata dönüştürmekte gecikmemişti. 11 Mart’ta Türkiye’de ilk vakaların açıklandığı günlerde, tutsakların kapalı ve açık görüşleri süresiz kısıtlandı. Buna karşın telefon görüşmelerinde süre artışı talebi, insan hakları örgütleri ve tutsak avukatlarının ısrarları sonucu yerine getirilerek 10 dakikadan 20 dakikaya çıkarıldı.

Devlet iktidarının, Koronavirüs Krizi öncesi gündeminde olan “İnfaz Yasası” adı altındaki paket, salgın nedeniyle raftan indirilerek gündeme taşındı. Ancak söz konusu yasa tasarısının güncellenmiş halinde tecavüz ve uyuşturucu suçlarından hapiste olanların da içlerinde bulunduğu yaklaşık 100 bin kişinin salıverilecek olması dikkat ve tepki çekti. Yasa tasarısında ayrıca, beklendiği gibi, politik tutsaklar kapsam dışı bırakıldı. Paketin önceki halinde yer almayan tecavüz ve uyuşturucu suçları eklenerek, bu suçlardan hapiste olanlarla politik tutsaklar arasında apaçık bir adaletsizliğe gidildi.

Yasa tasarısı bu haliyle devletin yargı kurumlarınca, Koronavirüs Krizi’ni politik tutsaklar ve tecavüz edilen kadınlar aleyhine bir fırsata çeviriyor. Tecavüz suçuyla hapiste olanlar için koşullu tahliye süresi üçte ikiden yarı yarıya (%50) oranına çekilirken politik tutsaklar için dörtte üç şeklinde olan oran değişmedi. Aynı şekilde tasarıda, hapishanede 0-6 yaş arası çocuğu olan kadınlar, 70 yaşını aşmış yaşlı ve hasta politik tutsaklar söz konusu olduğunda da benzer bir adaletsizlik mekanizması işletildi.

Tasarının bu hafta içinde parlamentoda görüşülmesi ve önümüzdeki hafta da yasalaşması bekleniyor. Bu paralelde “adımlarını hızlandıran” iktidar partisi, muhalefet partileri ile tasarı üzerinde uzlaşı görüşmeleri gerçekleştirdi. Muhalefet partilerinden CHP ve İYİ Parti uyuşturucu ve tecavüz suçlarına dair indirimin tasarıdan çıkarılmasını öne çıkardı. CHP buna ek olarak kadına şiddet suçlarının kapsam dışı bırakılmasını ve tutsak gazeteciler ile soruşturma açılan akademisyenlere yönelik düzenleme önerisi getirdi.

Uzun zamandır “terör bağlantısı” söylemiyle kriminalize edilerek siyasi muhatap olmaktan çıkarılmaya çalışılan HDP’nin de tasarı üzerine ikna turlarına dahil edilmesi ise dikkat çekici bir nokta olarak not edilmeli. Bununla birlikte HDP de söz konusu tasarıda diğer muhalefet partilerinin talep ve kaygılarını paylaştı. Kadına ve çocuğa yönelik cinsel saldırı ve uyuşturucu suçlarının yanı sıra HDP, politik tutsakların kapsama alınması talebinin altını çizdi.

Peki kısa süre içinde yasalaşması beklenen tasarının son hali nasıl olacak? Muhalefetin önerileri ne kadar dikkate alınacak? Bu anlamda, elimizde kulis bilgisi benzeri bir veri yok. Ancak bu paralelde iktidar paydaşlarının tecavüz, kadına ve çocuğa şiddet ile uyuşturucu suçlarından hapiste olanlara ve bu suçlara ne oranda “suç olarak” baktıklarına dair somut pratikler hafızalarda canlılığını koruyor. Özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik fiziksel ve cinsel şiddete karşı son yıllarda sistematik bir cezasızlık normu geliştiren iktidarın, söz konusu yasa tasarısına son halini verirken bu pratiklerine paralel refleksler geliştirmesi olası.